HAKKIMDA.. WORD DOSYASI HALİNDE HERŞEY: http://www.livefromturkey.com/dosya.doc
EDEBİYAT DEFTERİ'NDE YAYINLANAN YAZILAR:
http://www.edebiyatdefteri.com/uyesayfasi.asp?edebiyat=30532
MİLLİYET BLOG'DA YAYINLANAN YAZILAR:
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=156447
SOLBİRLİK TE YAYINLANAN YAZILAR:
http://www.solbirlik.net/haber_detay.asp?haber_id=9638&yid=157
CANLI YAYINLARLA TÜRKİYE TANITIMI PROJEM HAKKINDA RÖPORTAJ FORMUNDAKİ METİN:
http://www.livefromturkey.com/roportaj.htm
EVLENME TEKLİFİ ADLI ŞİİR METNİNİN NETTEKİ PAYLAŞIMLARINA AİT LİSTE:
http://www.google.com.tr/search?q=%22g%C3%B6z%C3%BCnde+nur+i%C3%A7inde+huzur%22&hl=tr&sa=2
ÖĞRETMENLİĞİNİ YAPTIĞIM DAKTİLOGRAFİ DERSİ İLE İLGİLİ MİLLİ SİTE:
http://www.interstenoturk.com/
ULUSLAR ARASI KRİTERLERE GÖRE DAKTİLOGRAFİ YAZIM TESTİ:
http://internet.intersteno.it/page.php?id_primario=8&id_secondario=121&language=turco&language_text=turco
F KLAVYE EĞİTİMİ İÇİN ONLINE SİSTEM
http://www.turkegitim.net/klavye.aspx
Ülkemiz gibi hem zihniyet hem maddiyat açısından geri kalmış yerlerde hemen her kadının amaç edindiği bu mit toplumun kalitesinin gittikçe düşmesinin en önemli sebeplerindendir.
Kadınlar bir yandan yarım ağız eşitlikten bahsederlerken diğer yandan tüm tavırlarıyla erkek egemen toplum yaratmaya katkıda bulunurlar. Evlilik kurumu toplumun temel taşı olmasına rağmen üzerinde yeter kadar düşünülme gereği duymadan yapılan yapılan sıradan, basit bir fiile dönüştü.
Zengin koca nedir?
Adam hayatını bir kişiyle paylşıp manevi destek almaksızın kendi kendine kurmuştur. Ancak aileden kalan miras zengin olan hiçbir sorumluluk almamıştır, ne olduğunu bilmez çoğunlukla. Ülkemizde namusunuzla, şerefinizle çalışarak siz nasıl zengin olamıyorsanız zenginliğine gıpta ettikleriniz de öyle olmamıştır. Dolayısıyla zaten onların çoğu mutlaka haram yemiş, pisliğe bulaşmış ve hatta bunları kanıksamıştır. Bunlara zengin olmasalar hayatınıza almak bir yana köşe bucak kaçarsınız.
Siz zengin koca derken sevgi, saygı, ilgi, paylaşım gibi aslında evliliğin olmazsa olmazı olan herşeyden vazgeçip sadece şart olmayan para tasası taşımama seçeneğini seçiyorsunuz. Tek koşul zenginlik olsaydı nüfusun yüzde kaçı evlenebilirdi sizce? Diyelim zoru başarıp bir zengin adam buldunuz, sevgi siparişle olmaz, sizi seveceğini de nereden çıkarıyorsunuz? Tamam sevmesin umrunuzda değil, ya sonrası? Bu adam bu paraları kazanırken yanında değildiniz ki neye dayanarak hak iddia edersiniz? Sizi de para vererek satın aldığı mallardan birisi olarak görmesinden daha doğal ne olabilir. O sizden parasının karşılığını isteyecektir ve size hiçde iyi davranmak zorunda hissetmeyecektir. Nikahtan bir süre sonra "kocam benimle ilgilenmiyor, başka kadınlara gidiyor, beni saymıyor, sözümü dinlemiyor, kendimi sığıntı gibi hissediyorum, hakaretler ediyor hatta dövüyor, hayat çekilmez oldu o yüzden alışverişe verdim kendimi ama oda bir yerden sonra acımı dindirmiyor kurtarın beni" diye feryat etme hakkınız var mı? Siz parayla satın alınan bir mal olmayı gönüllü olarak kabul etmişken nasıl kadınlık onurundan, insanlık gururundan bahsedebilirsiniz? Yaptığınızın evlilik değil ticari bir anlaşma olduğunun farkında olarak yaptıysanız başka. Bunun yanlışlığını herkes bildiği halde "mantık evliliği" gibi avutmaya, dahası kendinizi kandırmaya yönelik bir kavrama sığınıyorsunuz. Yalnız bu ticari sözleşme noterde değil, nikah dairesinde imzalanıyor, ticaret erbabı oluyorsunuz, ticarette duygusallığa yer olmadığını da kabul edip sadece işinize bakın!
Birbirlerini gerçekten herşeye rağmen seven, gerçek anlamda evlenmesi gereken insanlar bundan korkar oldular. Çevrelerine baktıklarında, kafalarını ne yana çevirirlerse çevirsinler korkunç örnekler görüyorlar. Evlilik bu kadarmı kötü, biz de evlendiğimizde böyle mi olacağız diye kahroluyorlar. Oysa çevrelerinde gördükleri kötü örneklerin hiçbirisinin evlilikle uzaktan yakından ilgisi yok, hepsi düşüncesizce yapılmış, sevgi kırıntısı olmayan birer ticari anlaşma.
Ben ehliyetsiz evliliğin daha beteri çocuk sahibi olmanın ehliyetsiz araç kullanmaktan çok daha korkunç sonuçlar doğurduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla "evlenmek" isteyenlerin kursun ötesinde lisans düzeyinde çok ciddi eğitime ve sınavlara tabi tutulmasını, ancak çok yüksek bir başarıyla mezun olanların evlenmesine izin verilmesi gerektiğine inanarak "evlilik okulları" kurulmasını istiyorum.
Düşünün ki, evlenmek çok kolay ama boşanmak çok zor. Ya evlenmek zorlaştırılsın ya da boşanmak kolaylaştırılsın. İnsanlar boşanamadıkları için hayatı birbirlerine zindan ediyor, onlarlada kalmayıp varsa çocuklarına, akrabalarına, iş arkadaşlarına, kısacası hayatlarındaki herkese de cehennem azabı yaşatıyorlar. Yanlış yapılmış bir evlilik sadece o hatayı yapan iki kişiyi değil tüm toplumu mahvediyor.
Lutfen, "aşk mı para mı" şeklinde sorulan magazin sorusuna, "aşk karın doyurmuyor tabiki para" diye karşılık veren en azından %95’lik çoğunluk, size sesleniyorum! Saçmalamayın! Para bir amaç değil araçtır. Amaç mutluluktur. Para herzaman mutlu etmeye yetmez, tek gereken o değildir. Para kazanılır, kaybedilir, zengin-fakir hepimizin cebinde az-çok bulunur. Kaçınızın kalbinde aşk var? "Dur ben bir para kazanayım" deyip hamallık bile yaparak kazanabilirsiniz, karnınızı doyurursunuz ama "ben bir aşık olayım şu karşımdakine" diyemezsiniz ve olamazsınız, ruhunuzu doyuramasınız. "Şu karşımdaki bana aşık olsun" hiç diyemezsiniz ve yapamazsınız. Aşk Tanrısaldır, satılamaz, satın alınamaz, onu ancak Allah size hediye eder. Birbirlerine gerçek aşkla bağlı iki insana gidip "birbirinizi sevmekten vazgeçin, ayrılın, size çok çok para vereceğim" deseniz, sizi reddederler ve siz "bunlar deli olmalı, hele bu devirde parayı kim nasıl redder" diye şaşırıp kalırsınız, aklınız almaz. Çok zengin olanların mutlu olduğuna dair inanç nereden çıkmıştır anlamak mümkün değil, hemen hiçbirisi (hayatlarında sevgi yoksa) mutlu ve huzurlu değildir, tam tersi fakir olsa da sevgi dolu bir aileye gıptayla bakarlar. Siz aslında zenginlere değil, evlerine, arabalarına, giysilerine vs hayransınız. Ama dışı sizi içi onları yakar. Hemen her lük evin, aracın, giysinin içi boştur aslında!
Önemli olan insan olmaktır. Zenginliği de fakirliği de taşıyabilecek kalitede insan olmaktır. Huzur ve mutluluk insanın içinde varsa paylaşarak artırır, fakirkende huzurlu ve mutludur, zenginken de. Bunlar dışarıdan verilen, satın alınan şeyler değil.
Son söz; para karşılığında kendinizden, kişiliğinizden ödün vermeyin, Allah’ın kendisine en yakın varlık olarak yarattığı "insan"lıktan vazgeçip kendinizi "mal" etmeyin!
Allah hepimize, sağlık, huzur, mutluluk, sevgi ve bütün bunları, insanlığımızı kaybetmemize sebep olmayacak kadar para versin. Sevgiler.
14 MART 2009 PAZAR.
20 Yılı aşkındır bilgisayar kullanırım ve bunun son 10 yılını aşkın kısmında da öğretmenliğini yaparım. Bu yazının konusu belki sadece bilgisayar kullanıcılarının aklında bir ışık yanmasına sebep olacak. Biz dinimizden seçeceğimiz politikacıya kadar her konuda meraksız, ilgisiz, araştırma nedir bir türlü öğrenemeyen bir topluluk olduğumuzdan bu konu bunların yanında incir çekirdeği kadar bile önemli gelmeyecektir ama düşünen, beyni olan herkes için aslında çok önemlidir. İlk öğretmenlik günümden beri derslerimde yer verdiğim bu konuyu şimdi buradan da paylaşıyorum, umuyorum bu yazıyı elektronik ortamda okuyor olmanız sebebiyle sizin ilginizi çekecektir.
Binlik ayraç ve ondalık ayraç nedir?
Bir milyon nasıl yazılır? 1.000.000 şeklinde mi yoksa 1,000,000 şeklinde mi?
Aslında affınıza sığınarak bu sorunun ve sorulmasının kesinlikle "salakça" olduğunu derhal belirtmeliyim. Doğru bir tanedir. Ancak bu konunuyu bu kadar önemli kılan halkı boşverin devletin kurumlarının bile doğruyu bilmemesi ve saçmalamaları!
Doğruyu ben mi nereden biliyorum, siz merak etseniz nereden öğrenebilirsiniz? Haklı olduğunuz nokta, öğrenmek isteseniz bile bir kaynak bulamayacağınız! Ben de zamanında bulamadım ki o zamanlar internet diye birşey de yoktu. Bu ülkede meraklı biriyseniz benim yaptığım gibi mantığınızı kullanarak cevabı yine kendiniz bulmanız gerekiyor.
Ancak bu devirde beni dehşete düşüren şey, Maliye Bakanlığı gibi hiç beklemeyeceğiniz kurumların "yanlış" karar vermesi, yetmezmiş gibi fetvalar yayınlaması ve yanlışı legalleştirmeye çalışması. Onun da devamında bitmeyen saçmalıklar listesine baktığınızda Merkez Bankasının bu saçma emir hatta kanuna rağmen doğruyu yapması. Ancak bizim açımızdan "burası Türkiye kardeşim, Dünya ne yaparsa yapsın biz bildiğimizi okur herşeyi kendimize göre yorumlar geçinir gideriz" diyen "Devlet"imizin yanlışları haklarımızı bilmemiz durumunda bizi çok zengin yapabilecek olması!:)
Cevabı merak ediyorsunuzdur. Hemen başta özellikle söylemedim ki okurken siz de bir kendinizi yoklayın, sizce nedir bir düşünün, ne olmalıdır?
Cevap: Binlik ayraç ","(virgül), onluk ayraç "."(nokta)dır. En azından taklit etmeye çalıştığımız medeni dünyada böyledir. Fakat ben size nedenini de açıklayacağım. Öncelikle konumuzu örneklendirelim:
Bin lira 15 kuruş rakamla şöyle yazılır: 1,000.15
ülkemiz sınırlarında hemen her yerde gördüğünüz gibi; 1.000,15 şeklinde yazılmaz!
Şöyle diyelim:
Para birimi ne olursa olsun dünya bunu 1,000.15 şeklinde yazar, sadece! ve sadece! Türkiye'de 1.000,15 şeklinde yazılır! Canım Türkiyem, hep demez miyiz Dünyada bir tanedir diye? Her anlamda Dünyanın tersine giderek bunu kanıtlıyoruz zaten.
Şimdi gelelim naçizane şu fakirin mantık yürüterek bulduğu sebebe!
Siz 4 kişinin sinemaya gittiğini nasıl yazarsınız?
"Ali, Veli, Ahmet, Mehmet birlikte sinemaya gittiler."
Bu cümleye itirazı olan var mı? Yok. Peki bakalım bu cümleyi şöyle yazarsak;
"Ali. Veli. Ahmet. Mehmet. birlikte sinemaya gittiler," ne dersiniz? Buna da itirazı olmayan yok değil mi? Hep bir ağızdan "cümle bittimi ki nokta koyuyorsun aralara, hem sonunda cümle bitmiş oraya da virgül koymuşsun, ne ters adamsın yahu" dersiniz değil mi?
E kardeşim maaşını ifade eden, hayatının hemen her dakikasında dilinden düşürmediğin "para" denen şeyi yazdığın rakamlar üzerinde neden hassas değilsin?
"Domates seçerken gösterdiğin özeni, vatandaş olarak hayatını yönlendirmek adına eline geçen tek fırsat olan seçimlerde aday seçerken neden göstermezsin" sorusuna benzedi mi?:)
Arkadaşlar, rakam bittimi ki araya nokta koyuyorsunuz? 1.000.000.000.000 TL yazdığınızda aslında sadece 1 TL demiş oluyorsunuz! 1 yazdınız, noktayı koydunuz, sonrasında milyon tane "sıfır" yazsanız anlamı yokki! Ha Maliye Bakanlığına sorarsanız o başka ki sormayında zaten, onlar hiç bilmiyor:)
Para kazanma konusunda gelince, paramızda bol sıfır olduğu dönemde çok komikti ve zorlasanız kazanabilirdiniz. Tabii davalarınızı Türk kanunlarına göre değil, Dünya kanunlarına göre açmanız gerekirdi. Küçük bir örnek vereyim:
O zamanlar ekonomi sayfalarında döviz kurlarını takip ederdik. Bir banka 1$=1.350.000 TL diye duyurdu diyelim. O bankaya bir milyon üçyüzelli bin TL değil bir lira otuzbeş kuruş götürerek 1$ isteme hakkınız olurdu, bir anda dolar milyoneri olmanız işten bile değildi.:) (Bu arada madem başladım düzeltmeye, bir önceki cümlede kullandığım "işten bile değil" ifadesi doğrudur "içten bile değil" derseniz yanlış olur çünkü birşeyin "içten" gelip gelmemeisnden değil "iş" bile sayılmayacak kadar kolay olmasından bahsediyoruz) :)
O zamanlar Merkez ve Ziraat Bankaları gibi işin aslının farkında olupta uyandırmayan bankaların kur bildirimlerinde aynı şey 1$=1,350,000 şeklinde olurdu.
devam edecek...
Aslında cennet vatanımızda hayatımızın her alanında bu tür saçmalklar bitmeyeceği için, devam edecek yerine "bitmek bilmeyecek..." diye düzeltiyorum.
Sevgiler.
11 Mart 2009 17:16
Türk Halkının %99'u Müslüman.. Değil! başlıklı yazının devamıdır...
Hayatım yobazlıkla mücadele içinde geçti. Öğrencilik yıllarımda günaydın diye selam verdiğim insanlardan "günaydında neymiş kafir selamın aleyküm diyeceksin" gibi anlamsız tepkilerle başladı, "sen namaza gelme ama benim dersimden sırf çalıştığın için geçmeyi bekle, olmaazz" diyen "hoca" larla devam etti. Oysa ben hemen herkes gibi bluğ çağımda "biz kimiz, nereden geldik nereye gidiyoruz, Allah varmı, varsa onu nasıl anlarım, vs." sorularını kendime sordum. Din adına korkunç hurafeler duymuştum herkes gibi ve hiçbiri akıl süzgecimden geçmiyordu. Allah baskı kuran, insanlardan nefret eden, sadece ceza veren, sadece şekil isteyen ve insanların yaptığı gibi sadece şekle önem veren bir varlık olamazdı. Çevremdeki dini temsil eden çember sakallı, ağzından salyalar saçarak zorlama yapan zatları hiç sevmedim, inanmadım. Halbuki çare basitti, bütün kutsal kitapları aldım, bulmak hiç zor olmadı, hepsini okudum (kendi dilimde yazılmış olanları zira anlamak istiyordum). Bununla yetinmedim doğu felsefelerinide okudum, şaşırtıcı bir biçimde örtüşüyordu. Aydınlık bir dünya buldum, Allah korkunç bir varlık değil tam tersi, şefkatliydi, sevecendi, seviyordu ve kendisi gibi olmamızı istiyordu zira biz zaten ondan gelmiştik ve yine ona dönecektik. Ancak daha iyi anlamak için dinler tarhini de okumak gerekiyordu ki bu kitaplar hangi koşullarda, hangi toplumların hangi tavırlarından bahsediyor anlayabileyim. Herşey apaçık ortadaydı, hiçbir tereddüte yer kalmayacak bir biçimde "Allah var, zaten içimde hissediyordum ama daha iyi anladım, ona ulaşmak için de en güzel yol, son din İslam" kararına vardım. Ancak bu noktadan sonra insanları izledim, nasıl olupta onlar aynı kolay yolu kullanıp bulamamışlardıki? Anlamak için en küçük çaba sarfetmeden bir takım çoğu dinle alakasız acayip şekillere tapmaları puta tapmaktan farksızdı! "Allah" kelmesi dillerinden düşmüyor hatta bu kelimenin arkasına sığınıp can bile alıyorlardı ama bu kelimenin neyi ifade ettiği hakkında en küçük bir fikirleri yoktu.
Şekildi yaşadıkları, özü merak bile etmemişlerdi. Oysa öz zaten içlerindeydi ama onlar kördü.
Bir soru sormaya başladım bana din hakkında birşey bileceğimi akıllarına getirmeden "namaz kılmıyorsun cehennemde yanacaksın, sen kötüsün, hiçbirşey bilmiyorsun, ben biliyorum, dinlemezsen sana zarar veririm Allah adına" diye saldıranlara.
Bir zat var, diyelim Ahmet. Beş vakit namazında, her sene hacda, içki yok, herkese dini ona dayatıldığı şekliyle satar. Yalnız bu Ahmet, insanların sırtından zengin olmuş, en küçük merhamet hissi taşımadan insanları ezer, çevresindeki bütün kadınlara bıyık burar hatta akrabalarının kızlarını yalnız yakaladığında sıkıştırır usturuplu bir şekilde tecavüz eder, onun ailesine asla söyleyemeyeceğini bildiği için çok rahattır, insanlar sakallarından dolayı ona güvendiği için herkesin evine girip çıkar, her istediği rezilliği yapar, insanların hayatlarını karartır ama bunlar hep gizli kaldığı içn dışarıdan namazında niyazında bir mü’min olarak bilinir.
Başka bir zat var, diyelim Mehmet. Namaz bayramdan bayrama, içki akşamdan akşama, kimsenin dinine imanına karışmaz, kimse hakkında kötülük düşünmez, yardıma ihtiyacı olan sıkılmadan ona gelir, 2 zeytinin birini değil ikisini birden verir, aç olsada huzur içinde rahat uyur, alnın terinden başkasında gözü olmadığı için fakir, başkasının namusu kendisininki kadar mukaddes olduğu için eşiyle mutludur.
Hangisidir Müslüman diye sorarım! Bir grup insan "elbette namazında niyazında Ahmet efendiii" der sanye düşünmeden verir cevabını.
Diğer grup insan Mehmet Bey der.
Siz hangisini seçtiniz? Cevabınızla bln bakalım hangi grubua dahil oldunuz? Ya %99, ya %1 lik dilime girdiniz. Ama ben size söylemeyeceğim hangi cevabınızla hangi dilime girdiğinizi, onu da siz kendi kendinize sorunuz!
Allah %99u ıslah etsin, gönül gözünü açsaın, hidayete erdrsin ki ülkemiz, Dünya yeryüzü Cennetine dönüşsün. Sevgiler..
Yayınlanan-yorumlanan siteler:
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=156447
http://www.solbirlik.net/haber_detay.asp?haber_id=9638&yid=157
http://www.edebiyatdefteri.com/index.asp?istek=tum_yazilar&k=detay&yazi_id=34289
« Önceki :: Sonraki »

