ZENGİN KOCA!
15/3/2009 ·
Ülkemiz gibi hem zihniyet hem maddiyat açısından geri kalmış yerlerde hemen her kadının amaç edindiği bu mit toplumun kalitesinin gittikçe düşmesinin en önemli sebeplerindendir.
Kadınlar bir yandan yarım ağız eşitlikten bahsederlerken diğer yandan tüm tavırlarıyla erkek egemen toplum yaratmaya katkıda bulunurlar. Evlilik kurumu toplumun temel taşı olmasına rağmen üzerinde yeter kadar düşünülme gereği duymadan yapılan yapılan sıradan, basit bir fiile dönüştü.
Zengin koca nedir?
Adam hayatını bir kişiyle paylşıp manevi destek almaksızın kendi kendine kurmuştur. Ancak aileden kalan miras zengin olan hiçbir sorumluluk almamıştır, ne olduğunu bilmez çoğunlukla. Ülkemizde namusunuzla, şerefinizle çalışarak siz nasıl zengin olamıyorsanız zenginliğine gıpta ettikleriniz de öyle olmamıştır. Dolayısıyla zaten onların çoğu mutlaka haram yemiş, pisliğe bulaşmış ve hatta bunları kanıksamıştır. Bunlara zengin olmasalar hayatınıza almak bir yana köşe bucak kaçarsınız.
Siz zengin koca derken sevgi, saygı, ilgi, paylaşım gibi aslında evliliğin olmazsa olmazı olan herşeyden vazgeçip sadece şart olmayan para tasası taşımama seçeneğini seçiyorsunuz. Tek koşul zenginlik olsaydı nüfusun yüzde kaçı evlenebilirdi sizce? Diyelim zoru başarıp bir zengin adam buldunuz, sevgi siparişle olmaz, sizi seveceğini de nereden çıkarıyorsunuz? Tamam sevmesin umrunuzda değil, ya sonrası? Bu adam bu paraları kazanırken yanında değildiniz ki neye dayanarak hak iddia edersiniz? Sizi de para vererek satın aldığı mallardan birisi olarak görmesinden daha doğal ne olabilir. O sizden parasının karşılığını isteyecektir ve size hiçde iyi davranmak zorunda hissetmeyecektir. Nikahtan bir süre sonra "kocam benimle ilgilenmiyor, başka kadınlara gidiyor, beni saymıyor, sözümü dinlemiyor, kendimi sığıntı gibi hissediyorum, hakaretler ediyor hatta dövüyor, hayat çekilmez oldu o yüzden alışverişe verdim kendimi ama oda bir yerden sonra acımı dindirmiyor kurtarın beni" diye feryat etme hakkınız var mı? Siz parayla satın alınan bir mal olmayı gönüllü olarak kabul etmişken nasıl kadınlık onurundan, insanlık gururundan bahsedebilirsiniz? Yaptığınızın evlilik değil ticari bir anlaşma olduğunun farkında olarak yaptıysanız başka. Bunun yanlışlığını herkes bildiği halde "mantık evliliği" gibi avutmaya, dahası kendinizi kandırmaya yönelik bir kavrama sığınıyorsunuz. Yalnız bu ticari sözleşme noterde değil, nikah dairesinde imzalanıyor, ticaret erbabı oluyorsunuz, ticarette duygusallığa yer olmadığını da kabul edip sadece işinize bakın!
Birbirlerini gerçekten herşeye rağmen seven, gerçek anlamda evlenmesi gereken insanlar bundan korkar oldular. Çevrelerine baktıklarında, kafalarını ne yana çevirirlerse çevirsinler korkunç örnekler görüyorlar. Evlilik bu kadarmı kötü, biz de evlendiğimizde böyle mi olacağız diye kahroluyorlar. Oysa çevrelerinde gördükleri kötü örneklerin hiçbirisinin evlilikle uzaktan yakından ilgisi yok, hepsi düşüncesizce yapılmış, sevgi kırıntısı olmayan birer ticari anlaşma.
Ben ehliyetsiz evliliğin daha beteri çocuk sahibi olmanın ehliyetsiz araç kullanmaktan çok daha korkunç sonuçlar doğurduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla "evlenmek" isteyenlerin kursun ötesinde lisans düzeyinde çok ciddi eğitime ve sınavlara tabi tutulmasını, ancak çok yüksek bir başarıyla mezun olanların evlenmesine izin verilmesi gerektiğine inanarak "evlilik okulları" kurulmasını istiyorum.
Düşünün ki, evlenmek çok kolay ama boşanmak çok zor. Ya evlenmek zorlaştırılsın ya da boşanmak kolaylaştırılsın. İnsanlar boşanamadıkları için hayatı birbirlerine zindan ediyor, onlarlada kalmayıp varsa çocuklarına, akrabalarına, iş arkadaşlarına, kısacası hayatlarındaki herkese de cehennem azabı yaşatıyorlar. Yanlış yapılmış bir evlilik sadece o hatayı yapan iki kişiyi değil tüm toplumu mahvediyor.
Lutfen, "aşk mı para mı" şeklinde sorulan magazin sorusuna, "aşk karın doyurmuyor tabiki para" diye karşılık veren en azından %95’lik çoğunluk, size sesleniyorum! Saçmalamayın! Para bir amaç değil araçtır. Amaç mutluluktur. Para herzaman mutlu etmeye yetmez, tek gereken o değildir. Para kazanılır, kaybedilir, zengin-fakir hepimizin cebinde az-çok bulunur. Kaçınızın kalbinde aşk var? "Dur ben bir para kazanayım" deyip hamallık bile yaparak kazanabilirsiniz, karnınızı doyurursunuz ama "ben bir aşık olayım şu karşımdakine" diyemezsiniz ve olamazsınız, ruhunuzu doyuramasınız. "Şu karşımdaki bana aşık olsun" hiç diyemezsiniz ve yapamazsınız. Aşk Tanrısaldır, satılamaz, satın alınamaz, onu ancak Allah size hediye eder. Birbirlerine gerçek aşkla bağlı iki insana gidip "birbirinizi sevmekten vazgeçin, ayrılın, size çok çok para vereceğim" deseniz, sizi reddederler ve siz "bunlar deli olmalı, hele bu devirde parayı kim nasıl redder" diye şaşırıp kalırsınız, aklınız almaz. Çok zengin olanların mutlu olduğuna dair inanç nereden çıkmıştır anlamak mümkün değil, hemen hiçbirisi (hayatlarında sevgi yoksa) mutlu ve huzurlu değildir, tam tersi fakir olsa da sevgi dolu bir aileye gıptayla bakarlar. Siz aslında zenginlere değil, evlerine, arabalarına, giysilerine vs hayransınız. Ama dışı sizi içi onları yakar. Hemen her lük evin, aracın, giysinin içi boştur aslında!
Önemli olan insan olmaktır. Zenginliği de fakirliği de taşıyabilecek kalitede insan olmaktır. Huzur ve mutluluk insanın içinde varsa paylaşarak artırır, fakirkende huzurlu ve mutludur, zenginken de. Bunlar dışarıdan verilen, satın alınan şeyler değil.
Son söz; para karşılığında kendinizden, kişiliğinizden ödün vermeyin, Allah’ın kendisine en yakın varlık olarak yarattığı "insan"lıktan vazgeçip kendinizi "mal" etmeyin!
Allah hepimize, sağlık, huzur, mutluluk, sevgi ve bütün bunları, insanlığımızı kaybetmemize sebep olmayacak kadar para versin. Sevgiler.
14 MART 2009 PAZAR
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!Arkadasina Gönder!
0 yorum yazilmistir